Ayakkabı Sektöründe Neler Oluyor?

Merhaba Sevgili Shoeperalılar,

Bugün sizlerle “Ayakkabı sektöründe neler oluyor?” başlıklı yazımla moda ve trendler yerine sektörel ve güncel durumu paylaşmak istiyorum. Zira ayakkabı sektörü ve bu sektörün bağlı paydaşlarının kamuoyunu yeterince ve doğru bilgilendirmediği kanısını taşıyorum.

Tüketicilere özellikle son 2-3 yıldır son dakika gelişmesi olarak “x ayakkabı markasının kepenk kapattığı” şeklinde başlıklarla duyuru yapılıyor ancak sektörün içindeki dinamiklerden, gerçekte ne olmakta olduğundan bahseden yok.

Meslek odaları, sorumlu konumlardaki kişiler gereken bilgilendirmeyi yapmayınca “Ayakkabı sektörü neden batıyor?” sorusunu cevaplama çabası da bana düştü.

Türk ayakkabı sektöründe neler oluyor, biz hep ithal ayakkabı mı giyeceğiz, Türk ayakkabı markalarından hiçbiri mi bu krizde dayanıklılık gösteremeyecek gibi sorular sizi de düşündürüyorsa buyurun içeriğime…

AYAKKABI SEKTÖRÜNDE NELER OLUYOR?

 

ayakkabi-sektorunde-neler-oluyor

ayakkabi-sektorunde-neler-oluyor

Filmi biraz geriye saralım isterseniz. Taa 2012’lerde ayakkabı sektörü ilk daralma sinyallerini vermeye başlamıştı. Ancak irili ufaklı onbinlerce kişinin oluşturduğu sektörel network elbette bir anda çökmeyecekti. Önden daralma sinyalleri geldi. İthalat-ihracat dengesinde ayakkabı kaleminde dengesizlikler başgösterdi.

Ama toplumsal reflekslerimizde hep alışkın olduğumuz gibi, yumurta kapıya gelmeden hiçbir düzenleme, önleyici aksiyon, B,C,D planları devreye sokulmadı.

Gizli gizli 10’ar 20’şer kişilik işten çıkarmalar uygulanmaya başlandı yerli ayakkabı üreticilerinde. Ardından hammadde, imalat, dizayn problemleri ve operasyonel sorunlar birbirini izledi.

Orta segment, orta kalite ayakkabılarda 750-900 TL gibi etiket fiyatları görülmeye başlandı. Ayakkabı tüketicileri de 2 farklı eğilim gösterdi:1. Daha yüksek öder yabancı marka alırım eğilimi 2. 900 TL ödeyip 5 yıl giyilecek ayakkabı değil 200 TL ödenip 1 yıl giyilip atılacak ayakkabı alırım eğilimi.

Yeşil Kundura, Hotiç, İnci, Beta başta olmak üzere belli başlı Türk ayakkabı işletmeleri peşpeşe konkordatolar ilan etti. Yüzlerce sektör çalışanı işinden oldu.

Ayakkabı sektöründe e-ticaret rezaletleri yaşanmaya başlandı. Müşteri hizmetleri alanında skandallara imzalar atıldı. Teki gönderilmemiş ayakkabılar, 38 numara isteyene 40 yollayıp kutunun içine “tabanlık eklerseniz 40 numara da giyebilirsiniz” (!) şeklinde mesajlar bile eklendi. Yönetimsel ve operasyonel sorunlar ayyuka çıktı ve artık mızrak çuvala sığmaz oldu.

Tüm bunları yıl yıl, ay ay yaşadık hepimiz ve tarım-hayvancılığıyla tanınan şahane bir ülkeyken şu anda ulusal ayakkabı endüstrisi çökmüş, ithal pabuca mahkum kalmış milyonlarca tüketiciyiz maalesef…

AYAKKABI SEKTÖRÜ NEDEN BATIYOR?

ayakkbi-sektoru-neden-batiyor

ayakkbi-sektoru-neden-batiyor

Herhangi bir sektörün topyekun batması için çoğu kez 2-3 major sebep yeterli olur liberal ekonomilerde. Gelgelelim Türk ayakkabı sektörünün şu anki buhran durumuna gelmesi için olmaması gereken ne varsa oldu.

2012’lerden başlayan sektörel bir daralma ve içe kapanma sözkonusuydu ayakkabı sektörü içinde. Önce hafif bir dalgalanma diye önemsenmedi; zaman içindeyse sektörü komple yutan devasa bir hortuma dönüştü sektörel kriz.

Eğer tamamını okumaya kalbiniz dayanacaksa buyurun ayakkabı sektörü neden batıyor ‘un ibretlik cevaplarına:

  1. Suriye’ye ayakkabı ihracının durması: Savaş öncesi dönemde ülkemizin Suriye’ye yıllık ayakkabı ihracı 6 milyon çift düzeyindeydi, evet. Malum, savaş olasılıkları belirdiğinde toplumlar barınma, beslenme ve güvende olma ihtiyaçlarına odaklanırlar. Ayakkabı satın almak böyle dönemlerde anında vazgeçilebilir bir lüks ürün olarak algılanıyor. Suriye’ye ihraç edilmesi gereken stok fazlasının ülke içinde eritilememesi sektörde ilk fitili ateşledi diyebiliriz.
  2. Ülkemizde hayvancılığın kademeli olarak bitirilmesi: Yerli ayakkabı üreticisinin üretim ve markalaşma avantajında yurtiçinde elde edilen kaliteli derilerin kullanılması çok önemliydi. Maalesef planlı bir hamle olarak hayvancılığın yok edilmesi, birinci sınıf derilerin yurtdışından ithal edilmesi sonucunu doğurdu ve maliyetler katlanılamaz boyutlara çıktı.
  3. Yerli üreticinin stok yönetimindeki basarısızlığı: Ayakkabı sektörünün kalbi stok yönetimidir dersem abartmış olmam sanırım. Global ve yerel ekonomik göstergeleri iyi okuyamayan Türk ayakkabı üreticileri, şişen stokları çevirmede yetkinlik gösteremediler. Basitçe özetlersem 35-39 numaralar arası 1 çift kadın ayakkabısı ile 39-45 numaralar arası 1 çift erkek ayakkabısının piyasada stoklarının sağlıklı çevirilebilmesi ( bir dolu alternatif model v.b. düşünmeyin , sadece 2 renkte veya 2 temel modelde olsun ayakkabılar) için 100’er şubeli orta büyüklükte ayakkabı üreticisinin tam 1000 çifti stoklarında hazır tutması anlamına gelir bu sektörde. Her sezonda yeni koleksiyon çıkarma zorunluluğunu da eklerseniz, dövizdeki bir ani sıçrayış yıllık stok yönetimini sekteye uğratır ve ayakkabıcıyı sona götüren karanlık bir döngü başlar.
  4. Yerli üreticilerin ayakkabı sektörü gelirleriyle “inşaatçılığa” yönelmesi: Evet. Doğru söyleyeni 9 köyden kovarlar ama birilerinin de bunları söylemesi gerekiyor. Yerli ayakkabı üreticileri ana faaliyet alanları olan ayakkabı sektöründen elde ettikleri büyük kazanımları büyük bir aymazlık ve sorumsuzluk örneği olarak “gayrımenkul sektörüne” yatırdılar. Ayakkabı endüstrisine yapmaları gereken yatırımları tamamen durdurup ülkemizin hiçbir katma değer oluşturmayan “inşaatçılık” hevesine kapılıp hem ayakkabı sektörünü baltaladılar hem de ülkemizin dev bir beton tarlasına benzemesine katkı sundular. Evet.
  5. Yabancı ayakkabı markalarının son 10 yılda e-ticaret alanında olağanüstü mesafe katetmeleri ve Türk ayakkabı sektörünün e-ticarette başarılı bir sınav verememesi 
  6. Türk Ayakkabı üreticilerinin Pazarlama ve Markalaşmayı bilmemeleri, sadece SATIŞA önem vermeleri: Ülkemizde satış ile pazarlamanın aynı ya da birbirine çok yakın kavramlar olduğu zannedilir çok hazin bir şekilde. “Satış-pazarlama” gibi ifadeler kullanılır. Oysa “pazarlama ve marka yönetimi” ile “satış” tamamen farklı kavramlar ve tamamen farklı mesleklerdir. Türk ayakkabı üreticileri markalaşma konusunu hiç gündemlerine almayarak sadece üret ve sat mantığıyla ilerlemeye çalıştılar ve bu da sadece satışa bakan tüm işletmeler ve sektörler gibi Türk ayakkabı üreticisinin de sonu oldu. Global krizden en karlı çıkan yabancı marka hangisi biliyor musunuz? LOUIS VUITTON. Ayakkabılarıyla değil ama valiz setleri ve çantalarıyla içinde bulunduğumuz global resesyonu en yüksek karla kapatan marka oldu. Çünkü LOUIS VUITTON onlarca yıllık simülasyonlara dayalı stratejik marka yönetimi uyguluyor ve satışları düşse bile karlılığıyla dünyanın en tepesinde durmaya devam ediyor.
  7. Ayakkabı sektöründe akıl almaz “konumlandırma hataları” yapılması: Bu da yine pazarlama yönetimi bilmemenin bir sonucu. Türk ayakkabı üreticileri kendi markaları özelinde toplumun hangi kesimine hitap edeceklerine karar veremediler. Aynı anda hem lüks segment ayakkabı, hem orta direğe yönelik ürünler hem de ekonomik açıdan dezavantajlı alt-orta tüketici kitlelerine yönelik aşırı uygun fiyatlı ürünleri pazara sunan bir işletme tüketicilerin kafa karışıklığı yaşamasına ve o işletmeden uzak durmasına yol açar. Bu hiç şaşmaz. Açgözlülük ile herkese satalım şeklindeki esnaf mantığıyla pazara giren her işletme yok olmaya mahkumdur.
  8. 3.40 lardaki doların 6.52 bandına radikal şekilde sıçraması: Zaten zorda olan ayakkabı sektörünün 2018’deki bu radikal döviz operasyonuyla maliyetlerini çıkartamaması iyi niyetli konkordato ilanlarının başlangıcı oldu maalesef. Deriler, ayakkabı kalıpları ve ayakkabı tabanları bir çift ayakkabıdaki en büyük maliyet kalemleridir ve bunların tümü ithal edilmek zorunda kalınınca maliyet yönetimi olanaksız hale geldi.
  9. Ayakkabı Modelistliği, Ayakkabı Tasarımcılığı gibi çok kritik alanlarda yetişmiş, özel uzmanlığı bulunan kalifiye kitlelerin yokluğu: Bu dallarda çok üzülerek söylemeliyim ki, başka sektörlerde iş bulamayan, geçerli kalifikasyonları olmayan kişiler çalışıyor ülkemizde ve bu vasıf eksikliği Türk ayakkabı sektörünün derinleşmesini engelliyor.
  10. Dövizdeki büyük dalgalanma sonucu yerli ayakkabı üreticilerinin 100 TL maliyetli ayakkabıya 700 TL (EVET!) fiyat biçmesi, ardından tüketiciye aynı ayakkabıyı “İNDİRİM YAPTIK” adı altında 650 TL’ye satma girişiminde bulunmaları: Bu hamledeki art niyeti tüm ayakkabı severler gördü. İnsanımız özverilidir, gayretli ve çalışkandır ama parasının değerini de bilir. Eğitim durumu ne olursa olsun her tüketici bir ürünün ederi ve değeri hakkında öngörü ve sağduyuya sahiptir. Türk tüketicisini affedersiniz “saf” yerine koyma girişimleri karşısında insanımız “Üzerine biraz daha ekler yabancı marka ayakkabı alırım.” tercihinde bulundu doğal olarak.
  11. Konkordato ilan etmenin moda olmasıyla yerli üreticinin borçlarını zamana yayma keyfiyetinde bulunması: Her sektörde daralma yaşanmasına rağmen, ayakkabı üreticilerinin 2018 itibarıyla birbiri peşisıra konkordato ilan etmesi çok ilginç bir tesadüf(!) gerçekten. Kısa vadeli yüklü borçları ödemek için profesyonel kriz yönetimi uygulamak yerine konkordato kartını oynayarak borçlarını ödemek için “geniş geniş” zaman elde etme konforu ayakkabı tüketicisinin büyük antipatisine sebep oldu.

GLOBAL AYAKKABI SEKTÖRÜNDE NELER OLUYOR?

  • Ticaret Bakanlığı 2019 verilerine göre ayakkabı ihraç ettiğimiz pazarlarda ilk 3’de: Rusya, Irak ve Almanya var. 2017-2019 yılları arasında ülkemizin ayakkabıda en büyük ihracatı gerçekleştirdiği bu üç pazarda Rusya’da %20,1 daralma, Irak ayakkabı ihracatımızda %16,3 daralma ve Almanya ihracatımızda da %3,7 daralma görülüyor.
  • Ülkemiz ayakkabı ithalatının %25,3 ünü ÇİN’den yapıyor. %13,9 ile Vietnam ayakkabı ithalatında ikinci pazarımız. 
  • Global ayakkabı endüstrisi 2000 yılından itibaren ihracatta %116 artış kaydederken ülkemizin bu pastadan aldığı pay kademeli olarak düşüyor.
  • Global ayakkabı ihracatının başını çeken ÇİN, üçüncü sıradaki İtalya ile birlikte dünya ayakkabı ihracatının tam %48,6 sını domine ediyor. (68,5 milyar USD) Kaynak: Türk Ticaret Bakanlığı 

Rakamlar hazin tabloyu ortaya koyuyor. Ayakkabı sektöründe neler oluyor derken görünen o ki, global ölçekte en cazip ihracat kalemlerinden biri ayakkabılar ancak biz bu devasa potansiyelden faydalanmıyor, faydalanamıyor veya faydalandırılmıyoruz.

Endüstriyel zekaya ve marka zekasına sahip uluslar doğal ve toplumsal avantajlarını milyarlarca dolarlık karlılıklara çevirirken biz gidiyoruz tersine. Yerel üreticilerimiz de battılar mı, batırıldılar mı yoksa konkordato ilan edip borçları geniş zamanlara yaymanın dayanılmaz cazibesine mi kapıldılar bunun yorumunu da sizlerin takdirine bırakıyorum.

Gönül isterdi ki, ayakkabı sektöründe neler oluyor konusunu ele aldığım bu yazımda ayakkabı hastası bir insan olarak burada dünyaya tüm marketingini üstlenebileceğim şahane ve dev ayakkabı markalarımızı anlatabileyim.

Olmadı. Sektörün geldiği noktayı da göz önünde bulundurursam, uzun upuzun yıllar boyunca da dünyaya karşı göğsümüzü kabartacak, dünya uluslarının ayaklarını süsleyecek, karlı, efsane tasarımlı Türk ayakkabıları giyemeyeceğiz ve ben sizlere hep yabancı marka ayakkabılar anlatmaya devam edeceğim…

Akılsız başların cezasını “ayaklar çekmeye” devam edecek…

Bir sonraki içerikte buluşana dek lütfen kendinize çok iyi bakın, #evdekal ın, steril, moralli ve güçlü kalın…👌🖐🤞

Bu yazımın önemli bir konuya değindiğini düşünüyorsanız Facebook ve Pinterest’de paylaşarak Shoepera Blog’a büyük bir destek verebilirsiniz.

“Ayakkabı Ruhun Arabasıdır” 

Paylaş ki, Shoepera'yı Birlikte Büyütelim:

Bir Ses Verin:) Ne Diyorsunuz Bu Konuya?