Kendi Kendimle MİM-2019’un İlk Mim Yazısı

Efendiiimmmmm bugün yeni yılın ilk MİM etkinliğinde karşınızdayım. Etkinliği planlayıp yaşama geçiren sevgili Kafa Dergi muzip ve can alıcı sorularla bizi terletecek belli ki😉Shoepera yayın hayatına başlar başlamaz, ilk günlerden bu yana Shoepera okuru ve takipçisi olan Sevgili Dertlidostum.com dan Gülhan Hanım ve sevgili adaşım Aso Hanım da bu özel etkinlik için beni mimlemişler; çok teşekkür ediyorum her iki dostumun tüm destek ve yüreklendirmelerine.

Ediyorum, ediyorum da MİM sorularına şöyle bir baktım, amanın cevaplanması yürek isteyen “zorlu” sorular var bu defa. Ben hemen bir koşu gidip bir koca kupa kahvemi alıp geleyim; sonra beraber MİM serüvenimize başlayalım…

Hala benimleyseniz buyurun bu taraftan…

Bilgisayarın üstündeki masaüstü görüntü ne?

Onu koymayayım buraya. Resmen çıfıt çarşısı😳

Bir kafeye girdiğinde genellikle ne sipariş verirsin?

limonlu cheesecake

cheesecake

Hmmm bakın bu mesela çok gündelik gibi duran tuzak soru😉 Geçenlerde Vedat Milör bir kadınla bir kafeye gitmişsem ve kadın sütlü kahve söylerse benim için anında her şey biter!” demişti yanılmıyorsam. Kahve siparişinden profil analizleri yapılan çağdayız aman dikkat 😎Ama bu konuda hiçbir çekincem yok açıkçası.

Beni tanıyan herkesler bilir ki, kafelerde mutlaka limonlu cheesecake ve filtre kahve isterim; yıllardır hiç şaşmaz. Herkesin bir takıntısı vardır işte, değil mi? Benimkiler 1’den fazla galiba. Olsun.

Google’da aradığın en son şey ne?

İyice afişe oluyoruz sorular ilerledikçe; hafif bir huylandım ama neyse bozuntuya vermeyelim🤔 Hazırlıksız bir MİM bu; o yüzden öyle afili karizmatik cevaplar beklemek yok bakın; baştan anlaşalım😎 Bakıyoruuuuzzz evet Google Bey’e şunu sormuşum: “Scandinavian Shoes” (İskandinav Ayakkabıları)

Evet gülmeyin, önce ne tür bir bloga geldiğinizi lütfen bir anımsayın. Avrupalı ayakkabı tasarımcılarından biraz uzaklaşıp atraksiyonel İskandinav ayakkabı markalarını inceleyen, ayakkabılara limonlu cheesecakeden daha düşkün bir adet Aslı Tunca gece vakti Google’a bunu danışmış, olamaz mı efenim? Oluyor işte, takıntı demiş miydim? Bakın, gelecek ayın sürpriz İskandinav ayakkabısı konusu da ifşa oldu; olsun, ben görev insanıyım. Bir şey istendi mi, artık gereğini yapacağız ifşa olma pahasına!

Mesajlaştığın veya konuştuğun son insan kim?  

cagri-merkezi

call-center-cagri-merkezi-destek

Ben dedim ama bakın iyice işkilleniyorum bu sorulardan diye🤨 Evet bunu öğrenmek istediğinizden eminseniz söylüyorum: Hosting ve bilumum web hizmetini aldığım GoDaddy’nin yurtdışı ofisiyle 28 dakikalık sinir sistemim üzerinde tahrip gücü yüksek bir konuşma yaptık. Konu mu?

Benim bilgim ve onayım dışında yeni bir ürünlerinin deneme sürümünü benim ürünlerim arasına “otomatik” tanımlamışlar! Evet doğru okudunuz. Bana sormadan yapmışlar bunu. Eğer istemezsem deneme süresi sonu ödeme çekileceği zaman ürünü iptal edebilirmişim! Şu anda kaldıramazlarmış ürünü listemden, artık tanımlanmışmış.

Ne düşünceli yaklaşım, gerçekten çok teşekkürler dedim. Sonracığıma “lisan-ı münasiple” o ürünü yarın hesabıma girdiğimde ekranda tanımlı görmeye devam edersem neler olacağını izah ettim beyefendiye…Neyse sakinim tamam 😃

Tiyatroya en son ne zaman gittin?

Ahhh o da ayrı bir hikaye resmen! Merhum Sabahattin Ali’nin şaheseri “Kürk Mantolu Madonna” maalesef tiyatro sahnesine taşındı biliyorsunuz. Hayatımda en üzüldüğüm ve en sinirlendiğim girişimlerden birini izlemiş oldum.

Maria Puder gibi bir karakteri Tuba Ünsal’a canlandırtmak nedir efendim? Tuba Hanım’ı şahsen tanımam etmem; kendisine hiçbir şahsi husumetim yoktur ama insan önce aynada kendi gözlerinin içine bakarak dürüstçe sorabilmeli: “Bu iş benim haddim midir; ben kimim? Benim yeteneklerim, eğitimim ne üzerinedir?” “Ben Maria Puder olabilecek biri miyim?” “Ben bir sanatçı mıyım?”

Tamam, hala sakinim😘

Sanata EVET, sanatsal yaratımlara sonsuzca EVET ama çapını idrak edemeyen ve hasılat hesabı yaparak başyapıtları tahrip edenlere HAYIR diyorum.

Evet sosyal mesajımı da verip içimi döktüm; devam ediyoruz sıradaki soruyla…

Sinemaya en son ne zaman gittin?

En son İskoçya Kraliçesi Mary’ye gittim. Avrupa Tarihi’ne çok meraklı olduğum için tarihi-dram yapımlarını mutlaka izlerim.

Yıllar önce Cate Blanchett tarafından şahane canlandırılan “Elisabeth” filminde 1.Elisabeth’in tahtın kontrolünü alarak İngiltere’yi nasıl kurduğunu ve Protestanlaştırdığını izlemiştik. Bugünün İngilteresi’nin tüm altyapısını kuran ve bu uğurda kadınlıktan vazgeçerek hiç evlenmeyen dünya tarihinin en başarılı kraliçesi 1.Elisabeth gerçekten büyüleyici ve ilham vericiydi. Elbette Kraliçe Elisabeth’in kuzeni katolik Mary ile taht mücadelesine ve Mary’nin akıbetine tanıklık etmiştik.

İskoçya Kraliçesi Mary’de bu kez durumu Elisabeth’in değil Mary’nin gözünden izliyoruz. Böylece tarihsel sürecin tamamına hakim olabiliyor ve bugünün İngilteresi’ni çok daha iyi analiz edebiliyoruz. Tudors sevenler Tudor Hanedanı’nın torunu İskoçya Kraliçesi Mary Stuart’ın serüvenini beğenerek izleyebilir. Ama Cate Blanchett’li “Elisabeth” çok daha büyüleyiciydi; o ayrı.

Hangi diziyi herkes izlemeli?

Kitap ve sinemayı tercih ederim aslında. Çok “dizi insanıyım” denemez ama La Casa De Papel favorim.

En son ne tür bir müzik dinledin?

Hayatım boyunca beni en etkilemiş olan şu eseri dinledim yine:

https://www.youtube.com/watch?v=VYCOg-yglNM

Ne dinlersem dinleyeyim, dönüp dolaşıp geldiğim, döne döne dinlediğim ve görünüşe göre yıllarca dinlemeye devam edeceğim parça budur. Grinko nasıl bir duyguyla nasıl bir aritmetikle sunmuşsa, ne zaman dinlesem bu eser beni zamanda seyahatlere çıkartır. İçinizin gizli saklı tuşlarına basan, tellerine dokunan çok büyüleyici bir parça…

Sonuna dek dinlediğinizde hak vereceksiniz diye düşünüyorum.

Olağanüstü değil mi sizce de?

Seni en çok ne çıldırtır?

Bakın yine tuzaklı bir soru🤪 Olsun varsın. Beni çıldırtan şey CAHİL CÜRETİ’dir…😡😠😡😠

Herkesin kırmızı çizgileri olduğu gibi bendenizin de var. Hayatım boyunca çok okumaya, insanlarla fikir alışverişleri yapmaya, öğrenmeye ve kendimi olgunlaştırmaya, etrafımda özene, saygıya dayalı ortamlar yaratmaya çabaladım. Bu uğraş hiç bitmeyecek bir serüven. Gelgelelim “CAHİL CÜRETİ” benim tolerans ve tahammül sınırlarımın dışında. Yok yani, susayım diyorum olmuyor…

İnsan hiçbir şey bilemiyorsa, hiç yoksa “haddini” bilebilmeli diye düşünürüm. Her işin, her konunun bir erbabı var, o alanda çok bilgili entelektüel insanlar var. Bu insanların birikimlerinin yok sayılıp cahilce ve küstahça tutumlar sergileyen, haddini idrak edemeyenlere karşı pek sizlerin Shoepera’da alıştığınız o kadın olamıyorum bazen🤨☺

Ne zaman uyanırsın?

Tam zamanlı çalışınca uyku büyük lüks oluyor maalesef. Yıllardır hafta içleri sabah 06:00’da ayaktayımdır. Hafta sonları ise 11:00 gibi uyanır; biraz telefon karıştırır 12:00’de kalkar güne başlarım. Bıraksanız daha uyurum misler gibi de, günü ıskalamamak gerek sanki…

İnternetteki ilk adın neydi?

Aaaaaaa, şimdi yani bu insanı zorlayan bir soru oluyor biraz…Bazı sözlüklerde forumlarda hala o isimle varım. Detaylı film analizleri, edebi eser çözümlemeleri yazmaya hala o “mahlasla” devam ediyorum. Mahlasım bana kalsın ki, o paylaşımlarım önyargısız, benim kim olduğum bilinmeden  okunmaya devam etsin. Yazmadan duramam ben demiş miydim?

Bana kalsa Shoepera’yı da mahlasla açardım ama bunun sizlere haksızlık olacağını düşündüm. Sonuçta kimin blogunu izlediğinizi bilmek istersiniz. Öyle işte…

Favori emojin nedir?

Shoepera paylaşımlarımdan fark etmişsinizdir. Pek bir emoji insanıyım galiba. Favori emojim şu: 😉😉😉          Keyifli, hafif kaykılmış bir yüz ifadesiyle göz kırpma fikrini hep sevmişimdir. Yaşam acısıyla tatlısıyla, adaletsizliğiyle, kavranamazlığıyla, yer yer saçmalığıyla “o kadar ciddi” olmamalı. Arada göz kırpıvermeliyiz her şeye.

Üzüntülere, yaralanmalara, iç burulmalarına, küskün olmaya, incinmeye kapatmalıyız kendimizi. Göz kırpmak ve gülümsemek yaşama verilebilecek en güçlü cevaplardan bence.

Kedi mi köpek mi?

Ahhh işte blogum kişisel blog olmadığı için bu soru geliyor. Yoksa hepiniz Dali’nin, Alican’ın ve Alice’in annesi olduğumu, onlardan koşulsuz ve sonsuz sevgiyi, yumuşaklığı, bağlılığı, değerbilirliği öğrendiğimi, onların benim “sevdiceğim, aşkitom, kıymetlim, pamuk prensim, turuncu göbüşlü kontesim” olduklarını bilecektiniz. Kedi, kedi, ille de kedi diyorum🐱😻🐱‍💻😹

Kuzey Mi Güney Mi?

Sıcak günlük güneşlik “güney” diyorum. Ben topuklu giymeyi severim; öyle kardı buzdu filan yok almayayım👠👠👠👠😃

İstanbul ile ilgili en sevmediğin şey?

İstanbul ile ilgili en sevmediğim şeyi yazmam bazı insanları incitebilir. Onu yazmayayım da en sevmediğim ikinci şeyi yazayım: Kalifiye mimarlarımız asgari ücretlerle sürünürken, Roma ve Bizans medeniyetlerinin beşiği canım İstanbul’un ilkokul 4’den terk Rolex’li sırıtkan müteahhitlerin elinde çirkin, düşük ve bayağı bir çehreye bürünmesi…

İşte yine cahil cüreti bu da. Siz “İSTANBUL”a onun medeni bileşkesine uygun yapılar dizayn edebilecek eğitime, bilgiye, yetkinliğe, sanat gustosuna sahip misiniz müteahhit bey kardeşim?? Ağır mı oldu biraz? Az bile yazdım bence. Seçkin bir tarihi tahrif etmeye kimsenin hakkı yok.

Umarım Shoepera okurları arasında bu tasvir ettiğim profilde bir müteahhit yoktur. Kimseyi üzmek değil amacım ama bana sorulmuş, fikrim bu.

Kafanda genel olarak ne olur?

bloglama

blog etkinliği-bloggers-mim

Güzel ama zor soru. Benim alanım stratejik pazarlama ve marka yönetimidir. Bu öyle bir alandır ki, işinizi yapıp bitirip eve gelip yaşama devam etmezsiniz. Tüm dünyaya marka stratejileri gözlüğüyle bakarsınız ve 7 gün 24 saat markalar evrenindesinizdir.

Benim kafam da daima dış pazarlara açılma, yeni ürünleri markalaştırma, tüketim alışkanlıkları ve pazarlamanın toplumu nasıl dönüştürdüğü meselesiyle doludur.

Robotlaşma markalar evrenini, pazarlamayı ne yönde etkileyecek, niçin Türkiye’nin bir Louis Vuitton’u, bir Ferrari’si, bir Chanel’i, bir Apple’ı yok? Gerçek markalarımız olmadığı için kronik ve yapısal işsizlik cenneti ve ithalatçı ülke konumundan çıkamıyoruz. Türkler göçebe kökenli oldukları için mi Batılı ülkeler gibi 200 yıllık markalar kuramıyor ve sadece aylık satış yapmakla, günü kurtarmakla ilgileniyor?

Minimalizm-Pazarlama Dünyası savaşının sonu nereye varacak? gibi gibi bir ton soruyla ilgili çalışmalar yaparım.

Komedi mi dram mı?

Yerine göre ikisi de. Yaşamın her şeyden içeren devasa bir çember olduğunu düşünürüm. İçinde her şey bir ve dengede olmalı derim. Dramla komedi bana göre aynı gerçekliğin 2 yüzüdür.

Bu soruları cevaplamadan önce ne yapıyordun?

Şey, tamamen şeffaf ve açık olacağız değil mi? Soruları cevaplamadan önce bir pazar gecesi klasiği olarak yüzümde kalın bir tabaka yeşil kil maskesiyle Alican’la beraber Shoepera paylaşım yorumlarına cevap yazıyorduk.

Yıl içindeki en favori günün hangisi?

Bu soruya Kabotaj Bayramı cevabı vermemi bekleyenlere çok yanıldıklarını söylemek isterim. Favori günüm doğum günüm efenim. Ne terleten ne donduran çok tatlış bir  günde aranıza katılıp yaşama fırlatılmışım.😎

Bu soruları cevapladıktan sonra ne yapacaksın?

Maskeyi yıkayıp vurup kafayı uyuyacağım. Ayakkabı hastası marketingcilerden bazıları acaip uykucu oluyor diyorlar. Yani ben öyle duydum.😃

Son olarak bir sırrını paylaş?

Bu “tatlış ahiret suallerini” yüzünde muzip bir gülümsemeyle ilk hazırlayan dostuma gelsin efenim şu:😉

Buraya kadar okuma sabrını gösterdinizse içinizden “Bu kadın iyi ki ayakkabı bloğu açmış. Mazallah kişisel blog açsaymış bu çeneyle yanmıştık.” dediniz eminim.🤣😍😎

Ben sıramı savdım; soruları teeek teeek cevapladım. Geldik adrenalinli kısıma. Ben de MİM çemberine üç dostumu ekliyorum ve mim görevini şu arkadaşlarıma pas ediyorum:

Etkinliğin devamında dostlarımızın vereceği cevapları merakla takip edeceğim ben de. Sevgili Gülhan Hanım’a ve Aso Hanım’a Shoepera’yı mim etkinliğine dahil ettikleri için tekrar teşekkür ediyor; sevgilerimi gönderiyorum.💕

“Ayakkabı Ruhun Arabasıdır”

Paylaş ki, Shoepera'yı Birlikte Büyütelim:

21 Comments

Bir Ses Verin:) Ne Diyorsunuz Bu Konuya?